HDP: Krizin kaynağı olanlar, krize çözüm üretemezler, ‘Yeni Ekonomik Model’ (YEM) eskimiştir...

HDP Emek, Ekonomi ve Sosyal Politikalardan Sorumlu ve Eş Genel Başkan Yardımcısı Günay Kubilay Türkiye'deki ekonomik kriz ile ilgili bir açıklama yayınladı. 

HDP adına yapılan açıklamada şöyle denildi:

'Yeni Türkiye'nin yeni Hazine ve Maliye Bakanı 'Yeni Ekonomik Modeli'ni dün açıkladı. Derinleşen krize çözüm olarak devreye sokulmak istenen sözde 'yeni model', işçilere, emekçilere, yoksullara, köylülere Kemal Derviş Modeli'nden ödünç alınmış 'eski acı reçeteler'in yeni ambalajda sunulmasından başka bir şey vadetmiyor. Toplantı düzeni ve Bakan'ın sürekli 'paydaşlar'dan ve 'paydaşlarla birlikte yürüme'den söz etmesi, aslında bu toplantının büyük patronların taleplerini karşılayan ve krizin faturasını işçilere, emekçilere ödetmek isteyen bir programın kamuoyuna deklare edildiği bir toplantı olduğu gerçeğini gözler önüne seriyor.

Ne var ki, Bakan Albayrak'ın açıklamasında 'paydaş' dediği uluslararası tekelci ve mali sermayeye güven vermek, 'neoliberal piyasaya' bağlılığını ilan etmek için yaptığı övgüler de bir işe yaramadı, toplantı başında 6 lira olan dolar, toplantı sonunda 6,5 lira gibi rekor bir seviyeye yükseldi.

Bakanın prensipler olarak sıraladığı 'dengeli bütçe, sıkı para ve maliye politikası, yapısal reformlar' gibi ifadeler bugüne kadar bütün kriz dönemlerinde tekelci ve mali sermayenin hükümetlere dikte ettikleri taleplerdir.

Erdoğan da 100 Günlük Hükümet Programını açıklarken sıkça 'faiz lobisi'ne karşı olduğunu ve 'ekonomik savaşı' mutlaka kazanacağından söz etmişti. Erdoğan Hükümeti'nin Bakanı da piyasalara bağlılık yemini ederken, Erdoğan hangi 'faiz lobisi'ne karşı olduğunu ve kime karşı 'ekonomik savaş' verdiğini halka açık açık, isim isim açıklamalıdır. Bakan Albayrak'ın açıklamalarının da gösterdiği gibi ortada ne 'faiz lobisi'ne karşı olan var, ne de bu lobiye karşı 'ekonomik savaş' veren bir iktidar.

AKP'nin politikaları faiz artışının en temel nedenidir. 'Sıkı para ve maliye politikası' olarak ifade edilen durum halka yönelik vergi, borçlanma ve zamların artışı iken, rantçı sermaye kesimine yönelik teşvik, vergi afları ve borçların yeniden yapılandırması olacaktır. Bunlar Wall Street bankaları, Londra'nın, Frankfurt'un, Tokyo'nun ve diğer borsaların bankaları, aracı şirketleri, sigorta şirketleri, yatırım fonları, emeklilik fonları, özel sermaye şirketleridir.

Erdoğan'ın 'yerli ve milli' dediği sermaye çevreleri de bu uluslararası bankaların ve şirketlerin Türkiye'deki organik uzantılarıdır. Arka kapıda 'faiz lobisi'yle işbirliği yapıp, ön kapıda 'faiz lobisi'ne karşı olduğunu söylemek, sadece ve sadece halkın 'milli ve manevi' duygularına seslenen hamasetten ibarettir.

Bu nedenle 'Yeni Ekonomik Model'de (YEM) halkın temel sorunlarına yönelik bir çözüm eğilimi yoktur. Yüksek işsizlik, enflasyon ve faizin nasıl azaltılacağına dair yeni hiçbir çözüm sunmayan ve yıllardır tekrar edilen sözler ifade edilmiştir. Bakan'ın açıklamaları, otokratik Erdoğan rejimi vasıtasıyla hem krizin faturasını işçilere, emekçilere çıkarma, hem de iflas etmiş sermaye birikim modelini sürdürme amacı taşıyor.

ORTA VADELİ PROGRAM (OVP)

Bakan, Eylül ayı içerisinde OVP açıklayacağını da söyledi. 2019 yılı büyümesi için pozitif yüzde 3-4 aralığında olacağı, enflasyonun tek haneye, cari açığın yüzde 4 bandına, bütçe açığının yüzde 1,5'lar seviyesine, borç çevirme oranlarının yüzde 100'ün altına indirileceğini ifade etti. Tüm bu verilerin önceki AKP Orta Vadeli Programları'nda da benzer şekilde düşürüleceği ifade edilmiş, ancak tam tersi yönde gerçekleşmiştir. Orta vadede de gerçekleşecek olan yine daha yüksek enflasyon, daha yüksek işsizlik, daha yüksek faiz ve istikrarsız kur düzenidir.

Ülke ekonomisi üzerindeki borç yükünün kur krizi nedeniyle sürdürülemez olması ve kur şoklarının son hafta içerisindeki türbülansı hem Bakan'ın 'YEM'ini hem de Cumhurbaşkanı'nın '100 günlük icraatlar' anlatısının ne kadar temelsiz olduğunu ortaya çıkarmıştır. ABD'nin tek bir tweet'iyle ekonominin alt üst olması, AKP'nin üretimde ve tüketimde dışa bağımlı hale getirdiği bir yapının sonucudur.

'Asrın lideri'nin hey heylenmelerinin maliyeti halkımıza çıkarılamaz. Erdoğan'ın emeğin yağması ve doğanın talanına dayanan ekonomi politikaları halka yoksulluk, zam, borç ve ilave vergi olarak yüklenmektedir. Yeni kur krizinin faturasının emekçilere ve bir bütün olarak halkımıza çıkarılmasına izin vermeyeceğiz. Kriz yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda siyasidir. Krizin kaynağı olanlar, krize çözüm bulamazlar.

O nedenle:

- Türkiye ekonomisinin bu krizden çıkışının ön koşulu neo liberal ekonomi politikalarına son vermek, toplumsal ihtiyaçları temel alan, yoksulluğu ortadan kaldıracak, emeğin haklarını koruyacak, ekolojist bir 'sosyal ekonomi programı'nı hızla uygulamaya başlamaktır.

- Siyasi krizi aşmak için de öncelikle otokratik tek kişi yönetimine değil yerel demokrasiye; tekçi anlayışa değil çoğulcu demokrasiye dayalı demokratik cumhuriyete geçiş yapmak ve militarist, milliyetçi ve yayılmacı politikalara derhal son vermektir.

16 yıl boyunca uygulanan hiçbir ekonomi politikalarında söz ve karar sahibi olmayanlar, krizin faturasını da ödememelidir. Bu nedenle herkesi ortak mücadeleye çağırıyoruz. Yapılması gereken dayanışma içinde bu kötü gidişe karşı birleşik mücadeleyi büyütmek, insanca ve onurlu bir yaşam mücadelesini yükseltmektir.

Tıkla & oku / İlgili Konular: