Muhafazakar Kürtler kime oy verecek? Ak Parti'nin Kürt seçmenden beklentisi...


Ak Parti'nin, MHP ile ittifakı dahil birçok tercihiyle Kürt seçmende dair beklentilerinden vazgeçtiği söylenebilir. Kürt orta sınıfları, yerel burjuvazisi ve muhafazakâr seçmeni, seçimlerde nereye kayacağı önemli bir etken nüfus olarak ‘orada’ duruyor.

Cumhuriyet gazetesi muhafazakar Kütlerin kime oy vereceğine dair bir analiz yayınladı.

Evrim Alataş, genç kuşak edebiyatçılarımızın en parlaklarından biriydi. Kürtlerin 1990’lı yıllarda çektikleri acıları mizahla hem tedavi ediyor hem de en sert biçimde ama yine mizahla ortaya koyuyordu. Zulmün yüzüne karşı korkusuzca güldü. Ömrü kısa sürdü. Kaybettik Evrim’i ama yazdıkları kaldı, bizimle. ‘Mın Dît’ (Ben Gördüm), Evrim’in öyküsünü yönetmen Miraz Bezar ile yazdığı 2009 yapımı bir film. Evrim, son yazılarından birinde filmin Türklere de, Kürtlere de yaranamadığından yine her zamanki kalender ve kararlı üslubuyla acı acı gülerek söz etmişti. Anne babası JİTEM tarafından öldürülmüş iki çocuğun “politik şehir” Diyarbakır’da kimsesiz kalışının hikâyesi anlatılıyordu ‘Mın Dît’te ve çatışmaların en sert geçtiği yıllarda kentin orta sınıflarının nasıl bir konformizm içinde, nasıl duyarsız olabildiğini, kalabildiğini görmek isteyene bütün çıplaklığı ile gösteriyordu.

Çatışmanın ‘orta sınıf’ı

Bu “orta sınıf tavrı” çok da eski bir fenomen değildi Kürt toplumunda. Çatışma sürecinde gelişmişti. Kürt siyasetinin ana damarına karşı gelişmiş faydacı ve “güvenlikçi” bir tutum belirliyordu bu yeni orta sınıfın tavrını ve farklı çıkarlar üzerinden oluşmuştu. Kiminin meselesi çatışmaların yol açtığı can ve mal güvenliği sorunu, kimininki rahatının bozulmasından duyulan bir rahatsızlık, kimininki bedel ödemiş ya da ödeyen emekçi ve yoksul yığınların üst gelir grupları karşısında hızla edindikleri statü ve güç, kimininki kırdan kente göçün yol açtığı sosyal erozyon, kimininki bölgedeki yatırımların kaçıyor ya da duruyor olmasına duyduğu öfke, kimininki teşviklere ulaşmak için devlete yanaşmanın gereği olarak bir işbirliğiydi. Bu gruba kırsal yerleşimlerde kimi aşiretsel yapılar ve korucu nüfus da ekleniyordu.

Kısa bir süre sonra bu öbek Kürt siyasetinin o dönemde artık ana damarı haline gelmiş hareketle eskiden beri ideolojik ayrılığı ya da husumeti olan diğer köklü ama kitlesi çatışmalı süreçte büyük ölçüde azalmış diğer Kürt siyasi parti ve örgütlerinin taraftarları ile buluşacaktı.

Kürt toplumunda din ve muhafazakârlığın çok önemli bir güç olduğu malum. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden beri resmi kurumlar tarafından beslenen, Kürt silahlı hareketini bir kez de laiklik üzerinden vurmak için dışarıdan güç kazandırılan, hatta bir kısmı silahla donatılan dini örgüt ve cemaatler de bu dönemde kentlerdeki gayri memnunlarla bir araya geliyordu.

AKP’nin açılım süreci başladığında önce şaşırıp, sonra yeni bir dönemin başlayacağını, artık Kürtlerin zamanının geldiğini düşünüp sürece katılan, oluşabilecek faydadan yararlanmak için “biz de varız” diyen “orta sınıf tavırlı” bu üç grup şematik olarak bunlardı.

Bütün çözüm süreci boyunca her ne kadar hükümet görüşmeleri ana akım ya da ana damar olan hareketle sürdürse de, kabaca orta sınıf dediğimiz ve artık ağırlıklı olarak AKP’ye oy veren bu kesim de kendi saatini bekliyordu. Hükümet de elbette bu kesim üzerinden hesaplar yapmaktaydı.

Hükümetin 2009’un yaz aylarına doğru başlattığı ilk çözüm (açılım) süreci Kürtlerin çok geniş bir kesiminin, aydınların, barış yanlılarının büyük desteği ile karşılaşmıştı. Ancak FETÖ mensubu savcıların iddianameleri de hızla hazırlanıyordu ve aynı yılın kış mevsimine gelindiğinde KCK operasyonları başladı, Kürt siyasetinin birçok önemli ismi tutuklandı.

Açılım ve hemen sonrası

İki yıl sonra, KCK operasyonları hâlâ sürer ve çözüm (açılım) sürecinin ilk evresi ise sona ermişken Birikim dergisinin 272’nci sayısında (Aralık 2011) Ömer Laçiner şöyle bir tespit yapacaktı:

“... bugün AKP , bölgede her ne kadar devlet ve devleti yöneten parti olarak bulunuyor ve kimi geleneksel devlet politikalarını hâlâ sürdürüyor ise de; ‘sorun’a ilişkin ortauzun vade stratejisini bunların üzerine değil, asıl olarak orada kendi parti kimliğiyle -yerel burjuvazi- örtüşen “tabanı”nın güç/etkinlik kazanması üzerine inşa etmiş görünüyor ve bu doğrultuda davranıyor. BDP, AKP’nin o malum “açılım” girişimi olsun, hemen ardından başlattığı ve hâlâ dalgalar halinde devam ettirdiği KCK operasyonunu -terk etmek istemediği- o artık iyice eskiyen şema üzerinden okumayı sürdürse de, AKP’nin bu operasyonla amaçladığı şey; genel olarak Kürt hareketini ezmek değil, o hareketin ‘muhafazakâr-demokrat’lığın pekâlâ kabul edeceği talep ve düzenlemelerle bölgedeki kendi ‘tabanı’nın taşıyıcılığına devredilmesidir. Buna elbette Kürtlüğün muhafazakâr içerimiyle, onun yöntem ve araçlarıyla TC’ye entegre edilme planı da diyebiliriz.”

24 Haziran seçimlerine giderken artık devlet partisi olduğuna kanaat getirmiş ve bunun iddiasında olan AKP , hayli zorlandığı bu stratejisinden, yani Laçiner’in deyimiyle “bölgedeki tabanının taşıyıcılığı” üzerinden, kabul edeceği kimi talep ve düzenlemelerle Kürtleri entegre etme planından vazgeçmiş görünüyor.

Bölgedeki orta sınıf muhafazakâr blokunu temsil eden tanınmış vekillerinin 24 Haziran 2018 seçimlerine giderken üstünü çizmesi, 2011 seçimleri öncesinde dönemin BDP’si karşısında açıkça destek verdiği Kürt partileriyle bugün diyaloğu kesmesi buna işaret ediyor.

HDP ve Kürt partileri

Tam da bu dönemde bölgede Kürt tabanına dayalı, HDP dışında hepsi kendisini Kürt partisi olarak tanımlayan partiler -Azadi Hareketi, Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Demokrat Parti (PDK), Türkiye- Kürdistan Demokratik Parti (PDK-T), Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK)- arasında ittifak görüşmeleri başladı. HDP’nin baştan ittifak yapmayacağını deklare ettiği Hüda-Par dışındaki partiler uzun bir müzakere sonucunda bir uzlaşıya varamayınca ise görüşmeler durdu. HDP’nin bu partilere açacağı milletvekili kontenjanının sayısında anlaşılamadığı söyleniyordu.

Bu durum Kürt kamuoyunda hâlâ tartışılıyor. Kürt milliyetçisi çevreler Türkiye soluna verilen kontenjana işaret ederek, aynı cömertliğin Kürt partilerine gösterilmediğinden yakınıyor. Ancak Türkiye solundan adayların hemen hepsinin HDP bileşenlerinden geldiği ya da önceki seçimlerde ve birçok eylemde HDP ile ortaklaşmış parti ya da örgütlerin temsilcileri oldukları unutulmamalı. Ve şu da hesaba katılmalı ki HDP de öncülleri gibi sosyalist kaynaktan gelen ve sosyalizm kavramlarıyla ideolojisini oluşturmuş bir parti. Kitleselleşmesinin getirdiği heterojenleşmeye rağmen.

MHP ile yaptığı ittifak da dahil birçok politik tercihiyle AKP , Kürt seçmene ilişkin beklentilerinden vazgeçmiş görünürken, Kürt orta sınıfları, yerel burjuvazisi ve muhafazakâr seçmeni seçimlerde nereye kayacağı belirleyici bir etken olacak bir nüfus sektörü olarak ‘orada’ bir yerde sessizce bekliyor şimdi.



‘Geniş ittifakın başarısızlığı üzdü’

Mesud Tek (PSK Genel Başkanı)

- PSK resmi olarak ya da taban olarak seçimlerde hangi partiyi destekleyecek?


PSK’nin de bileşeni olduğu Kürdistani Seçim İttifakı’nın,HDP ile seçim ittifakı oluşturma çabası başarıya ulaşmadı. Bu nedenle Kürdistani Seçim İttifakı, yeni duruma göre tavrını belirleyecek. Kürdistani Seçim İttifakı, HDP ile seçim ittifakının başarısız olmasından sonra yaptığı açıklamada, tavrını belirlerken Kürt halkının ulusal demokratik taleplerini göz önünde bulunduracağını ilan etmişti. İttifakın bir bileşeni olarak bu noktadayız ve yeni tavrın belirlenmesinde bu perspektifi ve demokratikleşme sürecine katkı sunmayı göz önünde bulunduracağız.

- Kürt partilerinin HDP ile ittifak kuramamasına ne sebep oldu? Bu durum Kürt toplumunda nasıl karşılandı ve nasıl tartışılıyor?

Kürdistani Seçim İttifakı, HDP ile yürüttüğü ittifak görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına dair yaptığı açıklamada, temel neden olarak HDP’nin altına imza attığı maddeleri hayata geçirmemesini gösterdi. Kürdistani Seçim İttifakı ile HDP arasında üzerinde anlaşmaya varılan bir maddeye göre, ortak protokolde yer alan maddeler HDPve Sayın Demirtaş’ın seçim bildirgelerinde yer alacaktı. Ama HDP’li dostlar buna uygun davranmadılar, Sayın Demirtaş’ın seçim bildirgesinde yer vermediler. Bazı HDP’liler ve dışındaki bazı çevrelerin “milletvekili sayısında anlaşılamadığı için ittifak oluşmadı” demeleri doğruyu yansıtmıyor ve kanımca ilerideki olası işbirliklerine de hizmet etmiyor. Geniş tabanlı seçim ittifakının oluşması ihtimali nasıl halkta bir coşku ve heyecan yarattıysa, başarısız olması da üzüntü yarattı. Buna karşın ben gelecek açısından iyimserim. Bu ittifak çalışmasının olumlu etkilerini önümüzdeki dönemde göreceğimizi, bu konuda işimizin biraz daha rahatladığını düşünüyorum.


‘HDP, zorluklara rağmen daha ciddi hazırlandı’

Cemil Elden ( HDP Genel Merkez Yöneticisi)

Haziran’da seçmen nezdinde ortaya çıkan dinamizm partiyi daha büyük kitlelere ulaştırmak adına bize önemli bir yol gösterdi. Ancak 1 Kasım seçimleri AKP iktidarının tehdit politikaları sonucu bize ilk kez oy veren batılı seçmen üzerinde bir korku yarattı. Biz de 1 Kasım seçimlerinde gereği kadar organize olamadık. Ve bunun sonucu sahaya yansıyarak ortaya farklı bir sonuç çıktı. Ancak o günden bugüne uygulanan politikalar, özellikle Sur, Şırnak, Cizre ve en son Afrin’de yaşanılanlar özellikle Kürt halkı üzerinde büyük bir etki yarattı. İktidarın bu baskıcı politikaları Kürtler içerisinde daha önce AKP’ye ve diğer partilere oy veren seçmeni HDP’ye yöneltti. Bunu saha okumalarımızdan bire bir görüyoruz. HDP’nin 24 Haziran seçimlerine bütün zorluklara rağmen daha ciddi hazırlandığı, toplumun bütün kesimleriyle ciddi bir dayanışma içinde olduğu görülüyor. Bu birlikteliğin doğru organize edilmesi halinde, sonucun bizim lehimize olacağı çok açıktır. Halkın HDP ile ilgili olumlu düşüncelerini sandığa aktarabilmemiz için doğru bir çalışma tarzı ve mücadele biçimini her alanda örgütlemeli ve halkın bize olan desteğini doğru insanlarla doğru zeminde sürdürebilecek formüller üretmeliyiz. 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde Selahattin Demirtaş’la aldığımız oy oranları ortadadır. Selahattin Demirtaş sadece Kürtler tarafından değil toplumun birçok kesimi tarafından da çok sevilen bir eşbaşkan profili çizmiştir. Onun içerde olması bu mücadele için şüphesiz önemlidir ama bir eksiklik değildir. Çünkü Demirtaş içeride dahi olsa seçmenle buluşabilecek potansiyel ve zekâya sahiptir. Halkın Demirtaş’a olan sevgisi bize Demirtaş’ın Türkiye olduğunu gösterir. Bundan dolayı onun içerde olması bir eksiklik gibi algılanmamalı, tam tersine onun kitleler üzerinde yarattığı etki alanının daha da genişlediğini ve bir artıya dönüştüğünü bize gösterir.

Tıkla & oku / İlgili Konular: