Yasaklara ve sürgüne karşı bir ses: Ayşe Şan


Kürt müziği denince akla gelen ilk isimlerden olan Ayşe Şan 1938 yılında Diyarbakır’da doğar. Babasının dengbêj olması nedeniyle küçük yaşta müzikle tanışan Ayşe Şan, müzik hayatına Diyarbakır’da kadın cemaatlerinde ilahiler söyleyerek başlar. Evlerinde kurulan dengbêj divanlarıyla Kürt müziğini, kültürünü, tarihini, klamlarını öğrenerek ilk müzikal eğitimini alır. Bu sürecin kendisi üzerindeki etkisini; “Keşke Diyarbakır’daki evimizin duvarlarının dili olsaydı da o dengbêj gecelerini anlatsaydı. Evin dip köşesinde dengbêjleri dinlerdim. O kadar dinlerdim ki, biri beni çağırsaydı aniden irkilirdim…” diyerek anlatır.

Eyşana Kurd, Eyşe Xan, Eyşana Elî olarak da tanınan ve birçok unutulmaz şarkıya ruh veren sanatçı, yaşadığı toplumda kadınların şarkı söylemesinin “günah”, “ayıp” olarak görülmesi sebebiyle baskıya maruz kalır. Babasının isteği üzerine yaptığı mutsuz evlilik ve uğradığı baskılar nedeniyle, Diyarbakır’dan ayrılıp Antep’e gider. Bu ayrılık, hayata veda ettiği güne kadar sürecek bir sıla özleminin de başlangıcı olur Ayşe Şan için.

Baskılar Ayşe Şan için Antep’te de son bulmaz. Kürtçenin yasak olması sebebiyle, çalıştığı radyoda 2 yıl boyunca Türkçe şarkılar söylemek zorunda kalır. 1963 yılına gelindiğinde ise sanatın merkezi olan İstanbul’a düşer yolu. Çıkardığı Kürtçe-Türkçe ilk kaseti, özellikle de “Ez Xezalım” parçası onun geniş kitlelerce tanınmasını sağlar.



Kürtçe müziğin yasak olduğu bir dönemde, Kürtçe şarkılarıyla milyonlarca kürdün sesi olan Ayşe Şan, ünlenmesiyle birlikte daha fazla baskıya maruz kalır ve 1972 Almanya’ya gider. Almanya’da iken 18 aylık kızı Şehnaz’ı kaybetmesi üzerine zor günler yaşayan ve sanat yaşamına bir süre ara veren Ayşe Şan’ın, unutulmaz şarkılarından biri olan “Qederê” isimli bestesini bu yıllarda yazdığı söylenir.


Almanya sürecinin ardından Türkiye’ye dönen Ayşe Şan yine umduğunu bulamaz ve söylediği kürtçe şarkılar nedeniyle tehditler alır. Bu seferki rotası ise Irak’tır. 1979 yılında Irak’a giden ve Bağdat radyosunda çalışmaya başlayan Ayşe Şan’ın sesi artık Bağdat radyosundan dinlenir.

O dönemde Bağdat radyosunda Kürtçe dilinde kültür-sanat ağırlıklı programlar yapılmasına izin verilir. Tıpkı Erivan Radyosu gibi Kürt müziği ve kültürünün yaşatılmasında önemli katkılara sahip Bağdat Radyosuda birçok Kürt müzisyenin yetişmesine ev sahipliği yapar. Bağdat Radyosu’nda o dönemde Mihemed Arif ve Hesen Cizrawî, Mihemed Şêxo, Tehsîn Taha, Meryem Xan, Ayşe Şan, Îsa Bervarî, Kawîs Axa, Gûlbahar, NesrînSêrwan, CemîlêHoro en çok ilgi gören ve dinlenen müzisyenlerdendir. Ayşe Şan burada Kürt müziğinin birçok önemli ismiyle tanışma, birlikte çalışma ve konser verme imkanı yakalar ve Eyşana Elî adıyla sesini duyurmaya başlar. 1990’lı yıllara gelindiğinde Kürt hareketinin yükselen özgürlük ve demokrasi mücadelesine Ayşe Şan da “WerinPêşmerge”, “Newroz û Dîyarbêkîr” şarkılarıyla ses verir. Yaşadığı zorlu hayatı; “Ezilmişlik, kendisiyle beraber büyük acı ve keder yaratır. Eğer bizim de özgür bir ülkemiz olsaydı, halkımız da kendi değerlerinin kıymetini bilirdi. Biz halkımızın ve ülkemizin ezilmişliğine feda olacağız.” diyerek anlatır.

Daha sonra tekrar Türkiye’ye dönerek İzmir’de çocuklarıyla birlikte yaşamaya devam eden Ayşe Şan, kardeşleri ve akrabalarının ölüm tehditleri sebebiyle doğduğu ve çok sevdiği Diyarbakır’ı bir daha göremez. Bir tek annesi onu sahiplense de akrabaları izin vermediğinden, ölümünden önce son kez onu görmek isteyen annesinin isteğini yerine getiremez, annesinin mezarını da bir kez olsun ziyaret etmesine izin verilmez. Annesinin hastalığı ve ölümü üzerine Ayşe Şan yaşadıklarını “Heywax Dayê” adlı bestesinde dile getirir ve annesine “Bu dünyada kimsem kalmadı, kimsesizim” diyerek yakarır.


18 Aralık 1996 yılında İzmir’de kanser hastalığına yenik düşerek aramızdan ayrılan Ayşe Şan, cenazesinin Diyarbakır’a defnedilmesini vasiyet etmesine rağmen bu isteği gerçekleşmez ve cenazesi İzmir’de çok az kişi tarafından defnedilir..



Tıkla & oku / İlgili Konular: