Barzani Hareketine niçin dünya saygı gösteriyor? - İbrahim Sediyani

Başlıktaki soruya, Türk siyaseti ve Türk entelijansiyası doğru cevap verebilir. Çünkü sorunun doğru cevabını biliyorlar. İran siyaseti ve Fars entelijansiyası da doğru cevap verebilir. Sorunun doğru cevabını onlar da biliyorlar çünkü. Arap dünyası ve Arap entelijansiyası da doğru cevap verebilir. Zirâ sorunun doğru cevabını onlar da biliyorlar.

Makale: İbrahim Sediyani    

Başlıktaki soruyu, Alman, Fransız, İngiliz, ABD’li, Yunan, İsrailli, Filistinli, Mısırlı, Pakistanlı, Bengal, Çinli, Uygur, Japon, Rus... hangi milletin siyasetçisine ve entelektüeline sorarsanız sorun, size doğru yanıtı vereceklerdir.

     Başlıktaki soruya doğru yanıt veremeyecek tek gürûh, ideolojilerle beyni yıkanmış, tüm hücrelerine ideoloji zehiri şırınga edilmiş, bunun sonucu olarak kendi millî ve manevî değerlerine düşman olmuş, kendi milletinden ve ırkından utandığı için bu kimlikten sıyrılmaya, etnik ve kavmî kimliğinden kurtulmaya çalışan Kürt siyaseti ve Kürt entelijansiyasıdır.

     Sorunun doğru cevabını bilmedikleri için, yaptıkları konuşmalarda ve yazdıkları yazılarda şöyle diyorlar: “Çünkü devlettir. Devlet olduğu için herkes saygı duyuyor.” Bir kısmı da rıhle-i terbiyesini Kemalist Türk Solu’ndan aldığı için, şöyle diyor: “Petrol var ya, o yüzden. Çıkarları var çünkü.”


     Ağızdan dökülen söz, kişilerin yalnızca çapını değil, tıynetini de ortaya döker.

     Bunun sebebini “devlet olma”ya bağlamak, sığ bir bakış açısı. Çünkü öyle olsa, aynı sevgi ve saygıyı örneğin Arap devletleri, Türkiye, İran veya Komünist devletler de görürdü.

     Dünyada 200 küsûr devlet var (federal değil, bağımsız devlet) ve hatta bunların bazıları da “süper güç”tür. Önemli bir kısmı da petrol zenginidir. Onların bile dünyada görmediği saygıyı ve hatta sevgiyi, sempatiyi, alt tarafı “federal bir devlet” olan, bağımsızlığını dahi elde etmemiş ve yalnızca birkaç ilden ibaret küçük bir coğrafyaya sahip Kürdistan Federe Devleti neden görüyor? Dünyada geniş topraklara sahip bağımsız devletlere, güçlü bir orduya ve ekonomiye sahip devletlere bile gösterilmeyen saygı, sevgi, sempati, muhabbet, bunların hiçbirine sahip olmayan Irak Kürt Federe Devleti’ne neden gösteriliyor?

     Bunu “çıkar ilişkisi”yle, “petrol”le bağdaştırmak ise hem sığ bir bakış açısı, hem de edep ve hâyâdan yoksun bir yorum. Şayet Hewlêr (Erbil) merkezli Kürdistan Federe Devleti’ne ve başkanı Sayın Mesud Barzanî’ye sözünü ettiğimiz saygı ve sevgiyi yalnızca devletler ve siyasetçiler göstermiş olsaydı, bunu “çıkar ilişkisi”ne bağlamak tutarlı bir değerlendirme olurdu. Ama aynı sevgi ve saygıyı milletler de gösteriyor, adı geçen ülkelerin halkı da gösteriyor. Özellikle de o toplumların aydınları gösteriyor.

     Dikkat ederseniz, Türk, Arap ve Fars toplumlarında, bağımsız bir Kürt devletine şiddetle karşı olan kesimler dahi, konu Barzanî hareketi olduğunda saygı ve hürmette bulunurlar. Bunun sebepleri üzerinde ciddî ciddî düşünmek, tefekkür etmek gerekiyor.



     Biz bu çalışmamızda, siz sevgili okurlarla bunu hasbihâl edeceğiz. Bunu yaparken de, aynı zamanda 100 yıllık bir geçmişi bulunan Barzanî hareketini daha yakından tanımaya çalışacağız.

     Barzanî hareketinin tüm dünyada saygı ve sevgi görmesinin başlıca iki sebebi vardır. Bunların dışındaki tüm özellikler, talî faktörlerdir. Asıl sebep, bu iki özelliktir:

     1 – İdeolojik değil, millî bir hareket olması

     2 – Erdem ve güzel ahlâk

     Şimdi bu iki vasfı açarak, tanımaya ve anlamaya çalışalım. Gayret bizden, tevfik Cenab-ı Allah’tandır…

     1) BARZANÎ HAREKETİ İDEOLOJİK DEĞİL, MİLLÎ BİR HAREKETTİR

     Barzanî hareketi ideolojik değil, millî bir harekettir. Bu, bu hareketin hem Kürtler’in geneli tarafından hem de diğer milletler tarafından hürmet ve teveccühe mazhar olmasının ana sebebidir.

     Millî hareketler (Kürt, Katalon, Abhaz, Rohingya, Uygur…), kendi halkının kurtuluşu ve bağımsızlığı için mücadele eder. İdeolojik hareketler ise (İslamcılık, Sosyalizm, Liberalizm, Feminizm…), kendi halkına bir dünya görüşü ve yaşam biçimini kabul ettirmek için mücadele eder. Dolayısıyla ideolojik hareketlerin – istedikleri kadar “dış güçler”den veya “karşıdaki faşist güçler”den bahsederlerse bahsetsinler – asıl savaşı, ideolojik hareketlerin asıl savaşı, kendi halkına karşıdır.

     Ancak Barzanî hareketi millî bir harekettir, ideolojik değil. Yani amaç, Kürt halkına belli bir ideolojiyi dayatmak, bir dünya görüşünü ve yaşam biçimini benimsetmek değildir. Bunun mücadelesini vermiyor. Verdiği mücadele Kürt halkının hürriyeti ve Kürdistan vatanının istiklâli mücadelesidir.


     Mesud Barzanî ve Pêşmerge, doğrudur ki oldukça dîndardırlar ve cephede bile ibadetlerini aksatmayan ihlaslı Müslüman’dırlar. Fakat asla ve asla İslamcı değildirler! Doğrudur ki sosyal adalete inanan ve eşitlikten yana demokrat insanlardırlar aynı zamanda. Fakat asla ve asla Sosyalist değildirler! Onların da şahıs olarak, her insan evladı gibi farklı farklı düşünceleri, ideolojileri ve dünya görüşleri olabilir, bu normaldir de, fakat ortaya koydukları mücadelenin yalnızca bir kimliği vardır: Millî kimlik.

     Millî bir harekettir, çünkü amaç hürriyet ve istiklâldir, Kürdistan’ın bağımsızlığıdır. Qazî Muhammed’in amacı Tahran’daki rejimi değiştirmek, İran’ı “demokratikleştirmek” değildi; İran’ın tahakkümü altında bulunan Doğu Kürdistan’ı bağımsızlığına kavuşturmaktı. Bugün Mesud Barzanî’nin de amacı Bağdat’taki rejimi değiştirmek, Irak’ı “demokratikleştirmek”, “Ekolojik, demokratik, cinsel eşitlikçi” bir Irak değildir; amaç Irak’ın tahakkümü altında bulunan Güney Kürdistan’ı bağımsızlığına kavuşturmaktır.

     Böyle olduğu için, yeryüzündeki hemen hemen tüm halklardan ve toplumlardan saygı ve gönül desteği görüyor. Zira Bağdat’a karşı fikir mücadelesi vermiyor. Dînci bir mücadele vermiyor, mezhepçi bir mücadele vermiyor, ideolojik bir mücadele vermiyor. Verdiği mücadele, toprak mücadelesidir. Özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veriyor. Bu yüzden de, sadece Kürtler’den değil, dünyadaki diğer toplumlar tarafından da saygı görüyor. Hatta, düşmanlarından bile.



     Yukarıda da dikkat çektiğim üzere, Türk, Arap ve Fars toplumlarında, bağımsız bir Kürdistan devletine şiddetle karşı olan kesimler dahi, konu Barzanî hareketi olduğunda saygı ve hürmette bulunurlar. Bunun sebepleri üzerinde ciddî ciddî düşünmek, tefekkür etmek gerekiyor. Bunun başlıca sebebi, Mesud Barzanî’nin ideolojik bir mücadele vermemesi, dolayısıyla kendi halkına ve egemenliği altında tuttuğu topraklarda insanlara herhangi bir ideolojiyi dayatmaması, sadece ve sadece kendi halkının özgürlük ve bağımsızlığını hedefleyen millî bir mücadele veriyor olmasıdır.

     “İdeolojik hareketler”, yalnızca kendi tabanları tarafından saygı görürler; onlara sadece kendi sempatizanları ve gönüldaşları sevgi besler, destekler. “Millî hareketler” ise dünyadaki hemen tüm milletler tarafından saygı görürler; onlara yalnızca kendi ırktaşları, kendi milleti değil, başka ırktan ve coğrafyadan insanlar da sevgi ve sempati beslerler, gönül desteğinde bulunurlar. (Hatta bazen öyle ki, “düşmanları” bile saygı gösterirler)

     Bunun sebebi, ideolojik hareketler belli bir fikir / akide etrafında ve bunun hakimiyeti için mücadele verirken, millî hareketlerin esaretten kurtulma ve özgür kimlikleriyle var olma mücadelesi veriyor olmalarıdır. Daha öz bir ifadeyle, ideolojik hareketler “rejim değişikliği” mücadelesi verirken, millî hareketler “hürriyet ve istiklâl” mücadelesi verirler.

     Azadlık (özgürlük) ve karajsızlık (bağımsızlık) mücadelesi, yeryüzündeki tüm halklar tarafından saygı görür, desteklenir. Dîni veya ideolojisi ne olursa olsun, fıtratı bozulmamış ve rûhu kirlenmemiş her insan, dünyanın herhangi bir yerindeki özgürlük ve bağımsızlık mücadelesine gönül desteğinde bulunur. Çünkü özgür ve bağımsız olmanın fıtrî bir mes’ele olduğunu bilir, her insan gibi her toplumun da buna hakkı olduğuna inanır.

     Sayın Barzanî ve azîz Pêşmerge, şayet “İslamcı” olsaydı veya “Sosyalist” olsaydı, dünyanın saygı ve sevgisini asla kazanamazlardı. Eğer bu hareket, Sayın Barzanî ve azîz Pêşmerge, hangi dînden, mezhepten ve ırktan olursa olsun bütün dünya milletleri nezdinde bu kadar saygı görüyor ve bu denli büyük bir sempatiye mazhar oluyorlarsa, bunun sebebi, sadece ve sadece “Kürt” olmayı seçtikleri içindir.

     2) BARZANÎ HAREKETİNE DÜNYA MİLLETLERİNİN SAYGI VE SEVGİ GÖSTERMESİNİN EN BÜYÜK SEBEBİ, BU HAREKETİN SAHİP OLDUĞU ERDEMLİ ÇİZGİ VE GÜZEL AHLÂKTIR

     Barzanî hareketine karşı dünya milletlerinin gösterdiği saygı ve sevgi, sempati, muhabbetin en büyük sebebi, Mesud Barzanî’nin ve Pêşmerge’nin, bu kutlu mücadelenin sahip olduğu erdemli çizgi ve güzel ahlâktır.

     “Erdem” ve “güzel ahlâk”, Barzanî hareketinin “millî olmak”tan hemen sonra taşıdığı ikinci ve üçüncü temel vasıflardır.

     Bu hakikat, millî bir şuur ve bilinç edinmek isteyen her bireyin / hareketin mutlaka ve hatta en başta öğrenmesi gereken husustur.

     İdeolojik hareketlerin sıklıkla başvurduğu ve alışkanlık, hatta “mücadele stratejisi” haline getirdiği pekçok gayr-i ahlakî davranış ve eylemler (terör, amaçsız şiddet, halkın zarar göreceği şekilde ve yerleşim yerleri dahilinde silahlı çatışmalara girme, “düşman”a karşı savaşırken en büyük zararı kendi halkına ve topraklarına verme, kurtuluşu için savaştığını iddiâ ettiği kendi halkına baskı uygulama, bizzat kendi halkına yönelik şiddet ve dikta, her tür eleştiriye kapalı olma ve en ufak bir eleştiriye dahi kaba kuvvetle mukabele etme, hitap ettiği tabanın değer yargılarına taban tabana zıt olan ideolojik fikir ve söylemlerini propaganda ederek bizzat kendi halkını bölme ve böylece halkın temel ve hayatî ihtiyacı olan “millî birlik”i baltalama, “millî birlik” umudunu ideolojik fantezilere kurban etme, kendisine bağlı medya organlarını birer yalan, iftira ve çamur aygıtlarına çevirerek bizzat düşmanına benzemeye çalışma), asla ve asla millî hareketlerin ahlâkında yoktur, olmaması gerekir. Millî hareketleri ideolojik hareketlerden ayıran en belirgin vasıflardan biri, hangi şart altında olursa olsun, ister zayıf durumda olsunlar isterse tamamen yok olma tehlikesi geçirsinler, yine de “güzel ahlâk” ve “erdem” çizgisinden sapmamalarıdır.

     Millî bir hareketin nasıl bir ahlâka sahip olması gerektiğini, dünyadaki tüm “kimliksiz halklar” içinde en çok Kürtler’in, Kürtler arasında da en çok Kuzey (Türkiye) Kürtleri’nin bilmesi gerekir. Çünkü en fazla onlar bu “millî ahlâk ve erdem” çizgisinden uzaklaştırıldığı için, en başta ve ivedi olarak onların bilmesi gerekir.

     Barzanî hareketinin nasıl bir erdem ve ahlâka sahip olduğuna bakalım şimdi…

     Aralık 2015’te Türkiye’ye resmî bir ziyarette bulunan Irak Kürdistan Federal Devlet Başkanı Mesud Barzanî, başkent Ankara’da Kürt siyasî parti ve hareketleriyle biraraya gelmişti. Bu buluşmada Sayın Barzanî, Irak Kürdistanı’nda Baas rejimine karşı verdikleri millî mücadele ile ilgili olarak çok ilginç ve ibretâmiz bir anısını paylaşmıştı. Oldukça düşündürücü ve ders verici niteliktedir:

     “Biz Rewanduz’u alacak güçteydik. Bunu babama (Mella Mustafa Barzanî) ilettik. Babam, ‘Biz oradaki sivilleri koruyamayız, onlara bakamayız’ dedi ve bu isteğimizi kabul etmedi.”

     Rewanduz gibi büyük ve Kürtler için son derece önemli bir şehri alabilecek güçte oldukları halde, böyle bir girişimde bulunmuyorlar. Neden? Çünkü şehri aldıktan sonra, orada yaşayan insanlara bakabilecek, onları mutlu edebilecek, güzel bir yaşam sunabilecek güçten ve imkândan yoksun oldukları için.

     Kendilerini düşünmüyorlar, partiyi / örgütü düşünmüyorlar, hareketin kazanımlarını düşünmüyorlar, bu zaferin ülke ve dünya medyasında yapılacak reklâmını, dünyada yol açacağı sansasyonel etkiyi düşünmüyorlar. Sadece ve sadece bir şeyi düşünüyorlar: Halkı, halkın zarar görmemesini.

     Şimdi, böyle bir millî ahlâka sahip, özgürlüğü için savaştığı mazlum halkının iyilik ve hayrını her şeyin üzerinde tutan bir hareketle, kendi parti / örgüt çıkarları için mazlum halkını ateşe atan, özgürlüğü için mücadele ettiğini iddiâ ettiği mazlum halkına örgüt / parti kazanımları için yaşamı zindan eden, Batı’daki, Cihangir’deki Kemalist Türk Solu’ndan bir – iki “aferin” almak için Kürdistan şehirlerinin viraneye dönmesine sebebiyet veren, savaşı ilçelerin, mahallelerin içine taşıyan, kadınların ve çocukların yaşadığı evlerin penceresinden polislere ateş açan, evlerin altına tüneller kazan ideolojik hareketleri bir kıyaslayınız lütfen…

     Kürt millî lideri ve Kürdistan devlet başkanı Mesud Barzanî’nin kaleme aldığı iki ciltlik bir kitap var. Adı, “Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi”.

     Kitapta, Barzanî hareketinin bütün serencamı gözler önüne seriliyor. Nasıl bir harekettir, neler yaşadılar, nasıl mücadele ettiler, hareketin ilkeleri ve uydukları kurallar nelerdir, bütün bunları Mesud Barzanî’nin kaleme aldığı “Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi” adlı iki ciltlik kitapta bulmak mümkün.

     Kitapta anlatılan ilginç anekdotlardan biri şöyle: 1960’lı yıllarda Irak merkezî hükûmeti, dîn adamlarından oluşan bir heyeti müzakerelerde bulunmak üzere Hecî Umran bölgesinde bulunan Mella Mustafa Barzanî’ye gönderir. Heyetteki dîn adamlarından birinin ses kayıt cihazına onun haberi olmadan bomba yerleştirilmiştir. Heyet görüşme halinde iken bomba patlar ve Mella Mustafa da yaralanır. Yapılan araştırmalarda, bunu planlayanın, zamanın istihbarat teşkilâtı başkanı olduğu tespit edilir. Bunun üzerine, başkent Bağdat’taki bazı Kürtler adamın evine bomba yerleştirir ve Barzanî’nin emrini beklerler.

     Konu Barzanî’ye açılınca, Barzanî’nin ilk sorduğu soru nedir, biliyor musunuz? Şunu sorar, o ölümsüz erdemli insan: “Evde adamın eşi, çocukları var mı?” Bu soruya “Var” cevabını alınca, erdemli lider Barzanî ikinci soruyu sorar: “Bombayı patlatırsanız, hânımının ve çocuklarının kurtulma şansları var mı?” Sorusuna “Hayır” cevabını alınca, adamlarına verdiği emir şudur, Barzanî’nin: “Vazgeçin! Sakın o bombayı patlatmayın! Düşmanın acımasız, vahşî barbar Baas rejimi de olsa, savaşın bir ahlâkı vardır. Bizim için o ahlâk, düşmana üstün gelmekten daha kıymetlidir.”

     100 yıldır Güney Kürdistan’da düşmana, hem de tarihin şahîd olduğu en gaddar ve acımasız düşmana karşı mücadele eden Barzanî hareketinin 3 temel ilkesi vardır ve bunlar, bu hareketin her savaşçısının / üyesinin uymakla mükellef olduğu resmî ilkeleridirler. Bu ilkeler şunlardır:

     1 – Her zaman adaleti gözetmek,

     2 – Kibirden uzak durmak,

     3 – Zafer kazanmaktan emin olmadıkça düşmanla sıcak temasa girmemek. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 1, s. 79)

     Bu üç ilkeden özellikle üçüncüsü, bütün bir mücadele boyunca ve neredeyse bir asra yakın süren savaşta titizlikle izlenip yaşama geçirilmiştir. Bunun neticesi olarak birçok askerî ve siyasî kazanımlar sağlanmıştır. Barzanî hareketi incelendiğinde, verilen mücadelede insan kaynağına verilen önem gereği, millî enerji ve kan tasarrufunun olabildiğince ekonomik kullanıldığı çok açık bir biçimde ortaya çıkıyor. İnsanlar uluorta savaş alanına itilmemiş, eldeki kaynaklar özenle korunarak, gerektiğinde ve çok az kullanma yeteneğiyle bu mücadele yürütülmüştür.

     İzlenen bu yöntem sayesinde, millî mücadelenin düşman güçleriyle göğüs göğüse çarpışmalarda ve giriştiği çatışmalarda hep pêşmerge güçlerinin düşmana kıyasla daha az zayiat verdiğini ve üstünlük kurduğunu müşâhade etmekteyiz (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 1, s. 31, 35, 41, 84, 125, 127, 129, 181, 208, 225).

     Düşman güçlerine verdirdikleri kayıplar, alınan esirler ve ele geçirilen askerî araç ve mühimmata karşın pêşmerge güçlerinin verdiği kayıp ve zayiatlar şaşırtıcı oranda azdır. Bunlar oransal bakımdan karşılaştırıldığında, eldeki verilere göre % 1’e bile tekabül etmemektedir. Girişilen hemen tüm çatışma ve çarpışmalarda bu sonucun değişmemesi oldukça ilgi çekicidir. Bunlardan sadece bir örnek: Geliyé Zeviyé Savaşı… Bu savaşta Irak ordusunun içine düştüğü durum gerçekten trajiktir: 600 ölü, 500 esir, ele geçirilen bir o kadar askerî araç, erzak ve sair mühimmat. Pêşmerge kaybıysa sadece 6’dır. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 2, s. 55, 61, 70, 83, 160, 179, 199)

     Sadece bu da değil. Bunlar askerî üstünlükler ve elbette ki çok önemlidir, ancak yukarıda da ifade ettiğimiz üzere, yerküresinin ve insanlık tarihinin tanık olduğu en erdemli ve faziletli hareketlerden biri olan Barzanî hareketi için asıl önemli olan askerî üstünlük değil, ahlakî üstünlüktür. Esirlere yapılanlar çok ahlakî ve insanîdir. Pêşmergeler, kendileri ne yiyorsa, esirlere de aynı yemekten vermek zorundadır. Herkese yetecek yemek yoksa, pêşmerge esirleri doyuracak ama kendisi aç kalacaktır! Her türlü insanî ve ahlakî kuralın tedavülden kalktığı günümüz dünyasında ve içinde yaşadığımız çağda bu anlattıklarıma inanmanız belki çok güç olabilir, bana inanmıyor da olabilirsiniz, fakat anlattıklarım gerçektir ve bütün bunlar Barzanî hareketinin yazılı kurallarıdır. Hiçbir pêşmerge, istese de bu kuralların dışına çıkamaz! Barzanî hareketinde esirlere kötü muamele, işkence, itip kakma, aşağılama gibi davranışlar kesinlikle yasaklanmıştır.

     Düşünün ki, 5 yıl 10 yıl değil, yaklaşık 100 yıldır düşmana karşı mücadele eden, üstelik hiçbir ahlakî ve insanî kural tanımayan ve en ufak bir acıma / merhamet duygusu da bulunmayan bir düşmana karşı mücadele eden Barzanî hareketinin, bu 100 yıllık tarihi boyunca bir tane sivili bilerek öldürdüğü, bir tane bile esire kötü muamelede bulunduğuna dair hiçbir kayıt yoktur. Dünyada hiçbir siyasetçi, asker, yazar veya gazeteci, çıkıp böyle bir iddiâda bulunmamıştır ve bulunmaz da. Çünkü Barzanî hareketinin erdemli bir hareket olduğunu ve savaş esnasında tüm dînî ve ahlakî ilkelere riâyet ettiğini düşmanları dahi ikrar ederler.

     Barzanî hareketinde, bırakın Araplar’dan, Farslar’dan veya Türkler’den bir sivili öldürmeyi, kendilerine saldırmak amacıyla harekete geçmemiş olduğu müddetçe, düşman askerine saldırmak dahi yasaktır! Yani diyelim ki Baas rejiminin bir askerini, üst düzey bir generalini öldürmek istiyorsanız ve elinize bu fırsat geçmiş olsa dahi, onu öldürebilmeniz için, o düşman askerinin o anda sizi öldürmek için hareket ediyor olması şarttır. İdeolojik hareketlerde olduğu gibi, polisler evinde uykudayken öldürülmez, bir asker çarşıda ailesiyle gezip alışveriş yaparken karısının ve çocuklarının yanında öldürülmez, Barzanî hareketinde.

     Barzani hareketinin savaş tarihinde sivillere yönelik bir tane bile saldırıya yer yoktur. Mübalağa değil, Barzanî hareketinin 100 yıllık tarihinde sivillere yönelik bir tane bile saldırı yoktur. Hiç yoktur! Bağdat hükûmeti ve Baas rejimi ordu güçlerinin Kürt millî hareketinin pêşmergelerine ve taraftarlarına karşı uyguladıkları insanlıkdışı teröre ve kuralsızlıklara rağmen, ölümsüz lider ve erdem timsali Barzanî rehberliğindeki Kürtler, dünyada ve insanlık vicdanında “terör” olarak nitelendirilebilecek hiçbir eylem biçimine başvurmamayı esas almışlardır ve zaten böyle nitelenebilecek hiçbir eylemleri de olmamıştır.

     Dost – düşman, bağımsız Kürdistan’a karşı dahi olsun, dünyadaki hemen her toplumun ve erdemli insanların Barzanî hareketine sevgi ve saygı göstermesinin asıl sebebi işte budur, kardeşlerim, budur. Düşünün ki, Halepçe Katliâmı’nın ve Enfal Soykırımı’nın faili Saddam Hüseyin zalimi bile, kendi ailesine, “Bir gün iktidarımız devrilir ve sıkıntılı duruma düşerseniz, sığınacak yer ararsanız, Mesud Barzanî’ye ve Kürtler’e sığının” diye vasiyet etmiştir. Bunun üzerine söylenecek söz var mı?

     Mustafa Barzanî ve oğlu Mesud Barzanî, hiçbir zaman rahat köşklerde ve villalarda oturarak, komşu ülkelerin başkentlerinde oturarak uzaktan kumandayla millî mücadeleyi yürütmediler. Her savaşta ve çarpışmada pêşmergelerinin önünde ya da yanıbaşında oldular. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 1, s. 84)

     Rahatını seven bir lider değildir, Mesud Barzanî. O’nun için en başta, hatta ailesinden bile önce pêşmergeleri gelir. Zor ve zahmetli durumlarda, açlık ortamında, kendi payına düşen yiyeceği almayıp pêşmergelerine verilmesini istemiş, aç kalmayı yeğlemiştir. (Mesud Barzanî, Barzanî ve Kürt Millî Özgürlük Hareketi, c. 2, s. 109)

     Sayın Mesud Barzanî’nin üslûbunda oldukça saygılı, düşmanını bile övecek, onun tutum ve kişiliğini yüceltecek kadar güzel bir ahlâk sahibi olduğunu, O’nu iyi tanıyan ve aynı ahlâk ve terbiyeye sahip Kürt aydınları iyi bilirler. Ancak böyle bir ahlâk ve terbiyeden nasiplenmemiş, Kemalist Türk Solu’nun zehirlediği ve “mücadele” kelimesinden yalnızca sağa sola küfür edip saldırmayı, yakıp yıkmayı anlayan kişiliksiz ve karaktersiz tipler anlayamazlar.

     Kullandığı dil, seçtiği üslûp ve anlatımdaki saygılı ifadeleriyle iyi bir ahlâk sahibi olduğu kuşku götürmeyen Sayın Mesud Barzanî’nin bu yüksek ahlâkını ve erdemli şahsiyetini her Kürt aydını örnek almalıdır.

     Sayın Mesud Barzanî’nin nasıl bir ahlâka ve Barzanî hareketinin nasıl bir erdeme sahip olduğunu, bu büyük rehbere ve şerefli hareketine dil uzatan kendinibilmezlere hitaben General Rawan İdris Barzanî’nin kaleme aldığı bir yazı, net bir biçimde ifşâ etmektedir.

      General Rawan İdris Barzanî’nin – okuyan herkesi duygulandıracak ve ağlatacak olan – tarihî yazısı:

     “Büyük dedem Şeyh Abdusselam darağacında can verirken, dedeleri Çanakkale’de Türkler için ölenler bugün bize ‘Türk ortağı’ diyorlar.

     1947’de İran’ın kuşatması ile 1500 çocuğumuz açlıktan ölürken, İran ile kolkola olanlar, bize ‘İrancı’ diyorlar.

     Dedem Mella Mustafa Barzanî, 57 yılını dört parça Kürdistan için dağlarda harcarken, bize ‘ağa’ dediler.

     1983 yılında 8 bin Barzanî’yi Saddam diri diri toprağa gömerken, ona ‘Ya Seyyîd’ deyip saygıya duranlar, utanmadan bize ‘Saddam’ın tankı ile Kürtler’e saldırdınız’ dediler.

     14 yaşında herşeyi terkedip halkı için eline silah alan ve 69 yaşında hâlâ cephede olan, hayatı boyunca herhangi bir Kürt parti veya kurumu hakkında olumsuz bir söz dahi söylemeyen, tek hayâli ve amacı Bağımsız Kürdistan olan amcam, rehberim, bin canım olsa uğrunda fedâ edeceğim Sayın Mesud Barzanî’ye yüzlerce kez hakaret ve iftira ettiler, yine sustuk.

     Biz yüz yıldır düşman ile savaşıyoruz ama mertçe savaşıyoruz. Ne zaman masaya otursak, düşmanımızdan bile saygı gördük. Çünkü sözümüz ve icraatımız hep bir oldu.

     Barzanî ailesinin 13 bin 850 şehîdi var. Ona rağmen, ne Kürtler’in ne de başka bir ırkın bilerek öldürdüğümüz tek çocuk ve kadını yoktur.

     Hiçbir zaman köy ve şehirler etrafında, halkın zarar göreceği yerlerde düşmana saldırmadık ve savaşmadık. Çünkü bizim için öncelik halk oldu ve hep en ön safta savaştık. Bugün de iki kardeşim 17 amcamoğlu ve binlerce akrabam ile en ön safta savaşıyoruz.

     Bugün Sayın Barzanî dünyada saygı görüyorsa, sözüne sadık olduğu ve yapmayacağı şeyi vaadetmediği içindir.

     Meselâ siz hiç O’nun birilerini tehdit ettiğini gördünüz mü? Ve TV’ye çıkıp şunu bunu yaptım dediğine şahîd oldunuz mu? Hep sakin ve soğukkanlı durur. Oysa O’nun içinde ne fırtınalar kopar…

     Ben iki kez O’nun gece hüngür hüngür ağladığına şahîd olmuşum. 2011 yılında Roboskî için ve 2014’te Şengal için ağladığına şahîd oldum. Buna rağmen hep ciddî durur.

     Bugün utanmadan O’na laf atanlar bilsinler ki, O 55 yıldır halkı için savaşan bir pêşmerge.

     O Barzan’da yağmur gibi yağan bombalara rağmen partinin evrakları için ölüme atlayan gençti.

     O 1991’de Kore köyünde tankın önüne atlayıp patlatan kahramandı.

     O 1992’de Özal’a, ‘Bize ister yardım edin ister etmeyin, ayakta kalacağız ve tarih bunu yazar. Tarih sizi ya ezilen bir halka sırt çeviren zalim bir devlet başkanı, ya da kardeşe elini uzatan adaletli bir başkan olarak yazacak. Biz devlet kuracağız, karşı durmak size zarar, yanında olmak kârdır’  diyen bir liderdi.

     O Pentagon’da Obama’ya, ‘Ben ve sen, kabul etsek de etmesek de, Kürt çocukları devletini kuracak’ diyen bir başkandı.

     O IŞİD’e karşı 3 oğlu ve 2 bin 360 yeğen ve akrabasını en ön cepheye yollayan yürekli bir komutandır.

     O bütün kirli ve yalan dolana karşı susan asil bir babadır. O’nu karalamak ve iftira atmak, Kürtler’in yararına değil zararınadır.

     İnanın siz O’na ne kadar küfür ve hakaret etseniz de O duymaz, çünkü ne yaptığını çok iyi biliyor.

     Bugün kaç Kürt onlarca devlette saygı ile karşılanıyor ve itibar görüyor. Kürtler O’nun itibarı ve saygısını kullanmalı. Bu tarihî bir fırsattır.

     Kürtler’in önünde iki yol var: Ya Rehber Barzanî’nin arkasında Bağımsız Kürdistan’a giderler, ya da şunun bunun peşinde koşup Türk, Arap, Fars’ın bayrağı altında ezilirler.”

     Barzanî hareketi, böyle bir hareket.

     Böyle bir harekete, böyle bir erdem ve güzel ahlâka sahip olan mücadeleye, Müslüman, Sünnî, Şiî, Hristiyan, Yahudî, Zerdüşt, Budist, Türk, Fars, Arap, Yunan, Alman, Japon, dünyadaki her ümmet, her millet ve her topluluk saygı duyar. Eğer saygı duymaz ve bir de düşmanlık ederse, en başta kendi inanç ve akidesine ihanet ediyor demektir.

     Evet… Bir yandan insanlığın ve mazlum halkların başına felâket ve musibet getirmekten başka bir şey yapmayan, hayatı yaşanmaz kılan ve şehirleri harabeye çevirten ideolojik hareketler, bir yandan da halkın iyilik ve hayrını her şeyin üstünde tutan, en gaddar ve zalim düşmanlara karşı savaşsalar dahi ahlâk ve erdemi elden bırakmayan, kötülüğe iyilikle, zûlme adaletle karşılık veren millî hareketler…

     Allah-û Teâlâ bizlere de böyle erdemli bir kişilik ve güzel ahlâk nasip etsin.

     Sözlerimizin ve sohbetimizin başı da sonu da Allah’a hamd ve senadır. Gerçek bilgi ve hakikat, ancak O’nun katındadır.  İbrahim Sediyani

İBRAHİM SEDİYANİ'NİN DİĞER MAKALELERİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN

DİĞER YAZAR MAKALELERİ İÇİN BURAYI TIKLAYIN

Tıkla & oku / İlgili Konular: